Ana Sayfa Gündem 11 Kasım 2016 837 Görüntüleme

ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ÖLÜMÜNÜN 78. YILINDA ÖZLEMLE ANILDI

dsc_0010 dsc_0017 dsc_0012 dsc_0033 dsc_0056 dsc_0097 dsc_0098 dsc_0111Haber: Aydın BİLGİLİ

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ölümünün 78. Yılında Cumhuriyet Meydanında ki Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törenle anıldı.

Atatürk Anıtında düzenlenen törene İlçe Kaymakamı Tarkan Keskin,1. Zırhlı Tugay Komutan Vekili Tayfun Köksal, Belediye Başkanı Av. Abdullah Hacı, Cumhuriyet Başsavcısı Mesut Akverdi, Babaeski Meslek Yüksek Okul Müdürü Ertuğ Can, Adalet ve Kalkınma partisi Babaeski İlçe Başkanı Ali Gencal, Cumhuriyet Halk Partisi Babaeski İlçe Başkanı Erol Mutlu, İlçe Milli Eğitim Müdürü Kadriye Kahraman Tokat, İlçe Jandarma Komutanı Jandarma Yüzbaşı Mustafa Gümüşoğlu, İlçe Emniyet Müdürü Hakan Hatip, Resmi Kurum ve Kuruluşlarının idarecileri, Muhtarlar,  Okul Müdürleri, Askeri Erkan ve vatandaşlar katıldı.

Atatürk Anıtı önünde ki törenler Çelenk Sunumu Saygı Duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile sona erdi

10 Kasım Atatürk’ü anma törenlerinin ikincisi Cumhuriyet İlkokulu çok amaçlı salonunda devam etti.

Cumhuriyet İlkokulu salonunda ki tören Saygı Duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile başladı.

Ardından Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Babaeski Ersan Yenici Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni Oya Arslan yaptı.

Babaeski Ersan Yenici Anadolu Lisesi Tarih öğretmeni Oya Arslan yaptığı günün anlam ve önemini belirten konuşmada şunlara yer verdi

Devlet adamı Atatürk

Sayın kaymakamım, sayın garnizon komutanım sayın belediye başkanım, sayın ilçe milli eğitim müdürüm, değerli protokol üyeleri, değerli misafirler, saygıdeğer öğretmen arkadaşlarım, sevgili öğrenciler

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 78. Yıldönümü. Kendisini anmak ve onun mirasına olan minnettarlığımızı ifade etmek için burada toplanmış bulunmaktayız.

Atatürk, Millî Mücadele’de millî birliği sağlayan eşsiz bir lider, muharebe meydanlarında efsanevî bir kumandan, devlet kuran büyük bir siyaset adamı, milletin çehresini değiştiren kudretli bir inkılâpçı. İşte bu vasıflarıyla, Atatürk’ün, insanlık tarihinin tanıdığı en büyük devlet adamlardan biri olduğuna şüphe yoktur.

Bazı insanlar vardır ki yaptıkları eserlerle ve insanlığa yapmış oldukları hizmetlerle yaşamlarından sonra da varlıklarını sürdürürler. Hayatını milletine adayan, bir imparatorluğun küllerinden yepyeni ve güçlü bir devlet kuran Atatürk, bu ender insanlardan biridir.

Liderler vardır, yaşadığı dönemin eğilimlerini sezerler ve insanların o dönemdeki arzularının gerçekleşmesi için toplumla bütünleşirler. Gayretleri ufuklarda görülebilen hedefler içindir.

Liderler vardır, bakışları ufukların çok ötesine taşar. Görülebilenle, olabilenle yetinmezler. Olması gerekeni sezerler. Toplumları, kişiliklerinden kaynaklanan cazibe ile ufukların çok ötesindeki hedeflere doğru koştururlar. Etkileri milletleri, çağları aşar, bütün insanlığı içine alan bir genişlik ve derinlik kazanır.

İşte Atatürk böyle bir devlet adamı idi.

Birçok insanın her şeyin bittiğini sandığı bir dönemde, O, çağları aşan bir sezgiyle, bütün mazlum milletlere seslendi.

-“Ya İstiklâl Ya Ölüm!”

Onun bu davası, kısa zamanda ülke sınırlarını aşmış, bütün mazlum milletlerde istiklâl aşkını uyandırmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalandığı dönemde, yeni, modern ve milli bir devlet kurmak için, Milli Mücadele’yi başlatmıştı.

Sürekli savaşlarla bütün kaynakları tükenmiş, silâhları elinden alınmış, yurdu işgal edilmiş bir millet ile “bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili” olan düşmanlara karşı savaşmak, birçokları tarafından bir macera olarak görülmüştü.

Hâlbuki milletinin tüm meziyetlerini savaş alanlarında yakından tanımış bulunan, düşman güçlerini realist bir şekilde değerlendiren Atatürk’ün kararı, inançlı ve dâhi bir devlet adamının kararı idi. Kurtuluş Savaşımız onun önderliğinde kazanılmıştı.

Giriştiği mücadelenin başından sonuna kadar Türk milletinin yüksek vasıflarına güvenmiş, bütün teşebbüslerinde millet sevgisine dayanmıştır. Kudretli kişiliği ve gerçeğe dayanan ikna kabiliyetiyle kitleleri sürükleyebilecek bir lider olduğunu göstermiştir.

Atatürk’ün en büyük eseri olan kuşkusuz Türkiye Cumhuriyetidir.

İstiklâl ve cumhuriyetin ancak çağdaşlaşma ile yaşayabileceğini çok iyi bilen Atatürk, milletini “muasır medeniyet seviyesine çıkarmak” amacıyla inkılâpları başlattı. Toplumun gelişmesini ve ilerlemesini önleyen engelleri yıktı. Bağımsızlık ve millî egemenlik ilkesi ise titizlikle korundu.

O, Türkiye Cumhuriyetini sağlam, gerçekçi ve evrensel temeller üzerine oturtmuştur. Atatürk inkılâplarının temelinde bilimsellik vardır. “Hayatta En Hakikî Mürşit İlimdir” sözü, Atatürkçü düşünce ve davranışın temel ilkesidir.

Atatürk’ün üstün tarafı, hem fikir hem hareket adamı oluşudur. O, fikri ve hareketi kişiliğinde birleştirmiş bir lider idi. Fikir ve düşüncelerinin özünü oluşturan Atatürkçülük, akılcı bir dünya görüşüdür.

Memleket gerçeklerinden kaynaklanan sorunlar karşısında, aklın ve ilmin rehberliğini kabul eden bu gerçekçi görüş, gerek Türk Bağımsızlık Savaşı’nın gerekse onu izleyen Türk çağdaşlaşma hareketinin esasını oluşturmaktadır.

Atatürk gerçeğin adamıdır. Halkın eğilimlerini çok iyi sezmesi ve inkılâpçılığı sayesindedir ki müşterek arzu ve eğilimler kolayca millî bir ülkü haline gelebilmiştir.

Lord Kinross, “Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu” isimli eserinde Atatürk hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

– … Kemal Atatürk’ün çağımızın yetiştirdiği en büyük devlet adamlarından biri olduğu hakkında en ufak bir kuşkum yoktur. Benim ülkemin en büyük adamlarından biri olan Winston Churchill, Atatürk’ü I. Dünya Savaşı ve sonrasının en büyük dört-beş simasından biri olarak anlatır. Churchill, O’ndan “Türk Milletinin önderi, büyük bir asker ” diye söz etmiştir. Gerçek de budur. Atatürk her şeyden önce, büyük bir askerdi; zamanla, büyük bir devlet adamı olduğunu ortaya koydu. Tarihin bize anlattığı pek çok büyük askerler ve büyük devlet adamları vardır. Ancak bu iki özelliği kendinde toplayan pek az kişi vardır ve Atatürk, bu seyrek görülür kişilerdendir.

Atatürk’ün içindeki büyük askerî dehâ, milletini çökmekten kurtarmış ve yine içindeki devlet adamı özelliği, hayatına ışık saçtığı milletinin yeniden doğuşunu sağlamıştır.

Devletimizin kurucusu büyük önder Atatürk’ü, ölümünün 78. yıldönümünde rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Oya Arslan’ın yaptığı konuşmanın ardından Atatürk’ün Askeri Yönü ile ilgili konuşmayı Piyade Üsteğmen Halit Öztürk yaptı.

Öztürk yaptığı  konuşmada şunlara yer verdi

Sayın Kaymakamım,    Sayın Komutanım,    Sayın Belediye Başkanım, Saygıdeğer Konuklar.

Bağımsızlığımızın ve millet bilincine erişmemizin sembolü olan, devletimizin kurucusu, ebedi başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 78’inci yılında onun yokluğunun acısını, eserlerinin varisi olmaktan duyduğumuz gururla dindirmeye çalışıyoruz.

Aramızdan ayrılışının yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen bu anma programında; komutan, lider ve devlet adamı niteliklerini şahsında bulunduran bu müstesna insanın, Atatürk’ün asker kişiliğini arz edeceğim.

Atatürk her şey den önce kendini vatanına adamış, dürüst, bilgin, güzel ahlaklı bir insandır. Aynı zamanda, bulunduğu şartlar itibariyle yatan toprağına göz diken düşman kuvvetlerinin ve ülke topraklarını düşmanlara bırakan  yönetimin karşısına çıkıp ülkeyi kurtarma cesaretine sahip komutanlık sanatının tüm niteliklerine hakim, o zamana kadar savaş meydanlarında uygulanmamış taktik ve verilmemiş emirlerin yaratıcısıdır.

1905 yılında Kurmay bir Yüzbaşı olarak savaş meydanlarına çıkan Mustafa Kemal ilk tayin yeri olan Şam’ a gittiğinde, sadece askerlikle ilgilenmemiş, ülke gidişatını görerek bir şeyler yapmanın inancıyla gizli olan Vatan ve Hürriyet cemiyetini kurmuş aynı zamanda bir gün zafer kazanacak olan bu halkı, bu ülküye inandırmak ve onlara doğruyu göstermek için çözümlemeye başlamıştır. Bu yüzden o, ilk görev gününden ölümüne kadar eşsiz bir devlet adamı , savaş meydanında korkulan bir komutam fakat “savaş zaruri olmadıkça cinayettir” diyebilecek kadar da İNSANDIR.

Askerlik mesleğinin inceliklerini en iyi şekilde öğrenen Ulu Önder, bu Öğrendiklerini bizzat katıldığı ve yönettiği değişik muharebelerde uygulamış, birçok muharebe türlerinde komutanlık yapmış, rütbelerinin tamamına’ yakınını muharebe meydanlarında almış, komuta ettiği birlikleri muharebe meydanlarında teslim almış bir komutan olarak sahip olması çok zor bir birikime ulaşmıştır. Ebedi Başkomutanımız, bütün askerlik kademelerinden geçerek, ulusunun özünden yoğrularak mesleğinin şahikasına ulaşmıştır.

1911’de, Deme Cephesi Komutanı Binbaşı Mustafa Kemal, Trablusgarp’a Mısır yolu ile gönüllü ve gizli olarak, devletin o toprakları unutmasına rağmen gitmiş, zabit ve kumandan ile hasbıhal kitabında bahsedildiği gibi askeriyle, halkıyla gönül bağını kurmuş taktik gereklere göre oluşan milis kuvvetleriyle düşmana aman vermemiştir.

1915’de, önce 19’uncu Tümen Komutanı Yarbay, daha sonra Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, Çanakkale Zaferinin başlıca yaratıcısıdır. Çanakkale Muharebelerinde; yarımadanın ortasından geçen omurga araziyi daima elinde tutmayı esas almış ve muharebelerin burası ile kıyının ilk sırtları arasında, mümkün olduğu kadar omurga arazinin ilerisinde yapılmasını amaçlamış ve başarı ile uygulamıştır.

 

Düşmanın sabahleyin cephemize bir hücuma kalkması muhtemeldir, mesafenin yakınlığı cihetiyle ani olan hücumlara derhal mukabele etmek için kıtanın uyanık ve efradın silahını kullanmaya hazır bulundurması lazımdır. Buna göre subaylar efradın uykularını galabe çalmaya sevk ve teşvik ve tabiye vaziyetinin nezaketiyle        •

Mütenasip hazırlık derecesi her an ve zaman mükemmel bulunacaktır diyerek efradın uykusunu dahi düşünen Daha sonra ise;   “Ben Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” emrini verebilecek bir komutan askerlerini nasıl etkilemiştir hiç düşündünüz mü?

Ya da yabancı bir komutan getirilerek emir komuta edilmeye çalışılan birliğin, Mustafa Kemal Paşa’nın öngörüsüyle Çanakkale’nin yüzyıllarca geçilmez olduğunun bir günde, Limon Fon Sanders’e aslında çarenin, tüm emir komutanın kendisini verilmesi olduğunu söyleyecek kadar cesur kararlı ve tabi ki ileri görüşlü olduğu aklınıza geldi mi?

1916’da, 16’ncı Kolordu Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kemal, Bitlis ve Muş’un kurtarıcısıdır. Muş ve Bitlis bölgelerinde, dağlık arazide, geçitlerde, derin karda ve şiddetli soğuklarda özel muharebe şekillerini, geri çekilme ve atılgan karşı taarruzları başarıyla uygulatmıştır.

1917-1918’de, önce 7’nci Ordu Komutanı, daha sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanı Mustafa Kemal, düşmanın Anadolu içlerine girmesini önleyerek, bugünkü güney sınırlarımızı fiilen tesis eden komutandır. 7’nci Ordu ve Yıldırım Ordular Grubu Komutanı olarak, çöl harekâtı ve üstün kuvvetler karşısında uygulanacak taktikler konusunda örnek uygulamaları olmuştur.

Suriye cephesinde İngiliz kuvvetleri karşısında uyguladığı bu başarılı geri çekilme harekâtı ile Anadolu’nun güneyden geçiş yolu olan Toros Dağlarına ulaşan yolların kapatılmasını sağlayarak düşman kuvvetlerinin Anadolu içlerine girmesini önlemiştir.

 

Topyekûn bağımsızlık savaşı olan İstiklal Harbi Dönemine geldiğimizde ise, Kütahya-Eskişehir muharebelerinde, şartların aleyhimize geliştiği sırada, (18 Temmuz 1921 günü) İsmet Paşa’nın Karaca Hisar’daki karargâhına giderek durumu incelemiş ve şu emri vermiştir. “Orduyu, Eskişehir’in kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla aramızda büyük bir açıklık bırakmak gerekir ki, orduyu derleyip toparlamak ve güçlendirmek mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya’nın doğusuna kadar çekilmek yerindedir…”

Atatürk’ün verdiği emir büyük bir geri çekilmeyi gerektiren zor bir karardır. Atatürk, tüm olumsuzluklara karşılık, askeri zorunluluklarla bu kararı almak zorunda kalmış ve askeri şartları Türk ordusu yararına düzeltmiştir.

Bu geri çekilmenin ardından Mustafa Kemal’in vermiş olduğu “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır” vatan savunmasının hangi taktik ile yapılacağını göstermiştir.

 

Bir halk düşün ki uzun yıllardır savaşın içinde, bıkmış, yorulmuş, bezmiş…

Açlık, fakirlik ve hastalıklar da cabası…

Ama ne olursa olsun bu vatan kur-ta-rı-la-cak…

Ama nasıl?… TEKÂLİF-İ MİLLİYE

Yani halkı sadece canıyla değil,   malıyla da savaşa çağırmak,   etrafındaki yakın

Arkadaşlarının bile karşı çıktığı bu kararnameyi halka götüren Mustafa KEMAL’İ halk

Kurtuluş ümidiyle bağrına basmış,   Tam bağımsızlık aşkıyla varıyla yokuyla savaşa

Katılmıştır.

O, her durumda, özellikle felaket anlarında tehlikeleri gören ve en sağlam kararları vererek, bu kararları uygulayan bir komutandır. Sakarya Savaşından sonra orduyu bir sene bekletişi, İstiklal Harbini; düşmanın yurt derinliklerinde yıpratma doktrini ile sevk ve idare edişi, Başkomutanlık Meydan Muharebesinde kesin sonuçlu imha savaşına karar vermesi, O’nun çeşitli hareket tarzları içerisinden en doğrusunu seçerek cüretle tatbik ettiğinin en güzel örneklerindendir.

Genel karşı taarruzun başladığı Başkomutanlık Meydan Muharebesinden sonra Atatürk; dağınık olarak çekilen Yunan birliklerinin toparlanmalarına ve yeni bir savunma mevzii işgal etmelerine imkân vermemek, batılıların ateşkes zorlamalarını bertaraf etmek ve Misak-ı Milli sınırlarının gerçekleştirileceği ortamın yaratılmasını sağlamak maksadıyla, o gün için en uzak noktayı hedef olarak göstermiştir:

“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Bu karar ve emirlerde; bilgi birikimi, deneyim zenginliği, ilkelere bağlılık, cesaret, kendisine ve astlarına güven; askerî stratejilerin olmazsa olmazı olan mekâna, zamana ve kuvvete egemenlik vardır.

Atatürk savaşı millet savunması dışında cinayet olarak görmekte ve bu konuda ” Harp ulusal yaşam mücadelesinin bin bir yönteminden en son başvurulacak olanıdır. Bu da meşru ve haklı, haliyle kurtuluş ve bağımsızlık içim yapılanıdır. Lakin hayat-ı millet tehlikeye maruz kalmayınca, harp bir cinayettir.”

demektedir.

“Devletimizin kurucusu ve milletimizin fedakâr sadık hadimi, insanlık idealinin âşık ve mümtaz siması, eşsiz kahraman Atatürk! Vatan sana minnettardır. Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk Milletiyle beraber senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz. Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran sönmez bir meşale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.” Vatan sana minnettardır.”

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Babaeski Söz Gazetesi bir Zortul Medya Grup A.Ş. kuruluşudur.