Ana Sayfa Gündem 13 Mart 2020 63 Görüntüleme

İSTİKLAL MARŞI 99 YAŞINDA!

12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü programı, Babaeski Kaymakamlığı tarafından düzenlendi.
Program Cumhuriyet İlkokulu Salonunda gerçekleştirildi. Programa Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlandı. Günün anlam ve önemini belirten konuşmayı Babaeski İlçe Milli Eğitim Müdürü Kadriye Tokat yaptı. Kadriye Tokat konuşmasında şu ifadelere yer verdi;” Bugün 12 Mart 2020. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda okunduğu zaman tüm mebuslar tarafından dakikalarca ayakta alkışlanarak Milli Marşımız olarak kabul edilen İstiklal Marşımızın kabul edilişinin 99. yılı münasebetiyle düzenlediğimiz törenimize hoşgeldiniz diyor, Sizleri sevgi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Mehmed Âkif Ersoy, Osmanlı Devleti’nin son yıllarıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında yaşamış, bu süreçte Milli Mücadele’ye büyük katkıları olmuş, gerek ülkenin birçok yerinde yaptığı, vaaz, hutbe ve nasihatlerle gerekse şiirleriyle insanları etkilemiş değerli bir şâirdir.
Âkif, bir Osmanlı aydını olarak devletin yıkılma sürecine girdiğini hissetmiş, şayet bu devlet yıkılır ve millet dağılırsa İslâm’ın bayraktarlığını yapacak başka bir milletin kalmayacağını, bu nedenle devleti bu yıkımdan kurtarmak gerektiğini düşünerek o günün şartlarında gereken gayreti göstermiştir. Yurdun her tarafını gezmiş, insanları tanımış, eksikleri tesbit ederek çözüm üretmek için kafa yormuştur. Bu eksikleri giderme adına çalışmayı kendine şiar edinmiş, hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır.
Bu yıl Mehmet Akif Ersoy’u Anma programımızın konusu Hakk’ın Sesi Mehmet Akif’tir.
Akif, Hakkın Sesleri Adlı Eserinde Toplumsal çöküşün nedenlerinden olarak cehalet ve tembelliğe vurgu yapmış, dua, tevekkül, kader gibi dini kavramların içlerinin boşaltıldığını ve yanlış din algısına neden olduğunu belirterek bunları düzeltme adına gayret sarf etmiştir. Gerek yaptığı vaazlarla, gerek dergi yazıları ve şiirleriyle insanları uyandırmak isteyen Mehmet Âkif, bunu yaparken de dinin iki temel kaynağı olan Kur’an ve sünnet ile bunların en önemli tanıkları sahabelerden örnekler ortaya koyarak insanları etkilemeye çalışmıştır. Bu bağlamda daha çok günlük sosyal hayatı değerlendiren, günün problemleriyle alakalı çözümler sunan ayet ve hadislerle sahabe kıssalarına yer vermiştir.
Kaderi ve tevekkülü yanlış anlayarak tembelliğe kaçanlara sitemle kaderin ve tevekkülün doğru anlayışını gösteren hadislere dikkat çekmiştir.Hurafe ve batıl inanışlardan uzak kalınması gereğini belirtmiş, hadis uydururken bile sevap umanlara çok kızmıştır.
Kıymetli Hazirun;
Hakkın Sesleri Ahlaki, Millî ve Dini salabetin örnek temsilcisi, İman, İstiklal ve Hürriyet şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un Safahatını oluşturan kitaplardan üçüncüsüdür.
1913 yılının ilk aylarında Balkan Harbi yenilgisi günleri içerisinde kaleme alınan ve 10 şiirden ibaret olan Hakkın Sesleri aynı yılın Haziran ayında İstanbul’da Sebilürreşad Kütüphanesi’nin 7 nolu kitabı olarak yayımlanmıştır. Hakkın Sesleri Akif’in bazı ayetlere manzum yorumunu yaptığı şiirlerden meydana gelir.
Süleyman Nazif’in Kur’anı Kerim’i Cenab-ı Hak Türk lisanıyla inzal etmeyi murat etseydi; Cebrail’i bi-şüphe Safahat Şairi olurdu .sözlerine hak verdiren şiirlerdir.
Balkan Savaşı yıllarında yazılan bu şiirlerde Akif umutsuzlukla çırpınır, öfkeyle haykırır, çaresizlikle ağlar. Fakat umudunu kaybetmez; halkın silkinerek üzerindeki ölü toprağı atacagına dair inancını korumaya başlar.
“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,
Bak, nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!
Diriler koşmadı imdadına, sen bari yetiş…
Arnavutluk yanıyor… Hem bu sefer müthiş!” diye başlayan Hakk’ın Sesleri Eserinde Akif ,
10 şiir, 482 mısra 8 Ayet ve 1Hadisin açıklaması ile Milletin düştüğü felaketlerden kurtulma yollarını göstermeye çalıştı. Ayetlerden ve bir hadisten hareket eden Âkif, tembelliğe, hissizliğe, yeise, akılsızlıklara, cehalete ve milletin içine serpilen ayrılık tohumlarına saldırmış, milleti uyandırmaya çalışmıştır..
21 Şubat 1328 (1913) tarihinde yazdığı tam yüz mısralık şiirin sonundaki;
“Bunu benden duyunuz, ben ki evet, Arnavudum…
Başka bir şey diyemem… İşte perişan yurdum! mısraları, bize Balkanlarda Milletimizin içine düştüğü durumu çok açık ifade etmektedir
Hakk’in Sesleri şiirinin son bölümünde Akif diyor ki:
“(Medeniyyet!) size çoktan beridir diş biliyor;
Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,
Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid dâvâ?
Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz…
Size rehberlik eden haydudu kovunuz!
Bunu benden duyunuz, ben ki evet, Arnavudum…
Başka bir şey diyemem…İşte perîşan yurdum!…”
Şiirin tamamı okunduğunda görülecektir ki, bu “size” sadece bir kavimle sınırlı değildir. Milletimizi kastetmektedir. “Diş bileyenler”in önce “parçalamak, sonra da “yutmak” niyetleri tek tek anlatılmaktadır
İstiklal Şairimizin Milletimizin en zor dönemlerinde yaşaması hasabiyle kaleme aldığı şiirleri birbirinden kıymetlidir.
Mehmet Akif’in;
“Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi” Diye başladığı ve Çanakkale’de Mehmetçiğin kahramanlık destanı hüviyetindeki şaheserinde ise, tamamen Türk askerinin cesareti, imanı, gözü pekliği ve vatan sevgisi anlatılmaktadır.
Şiirde, Akif, bu askere şöyle hitap ederek O’nun hakkını teslîm ediyor..
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir Hilal uğruna Ya Rab! Ne Güneşler Batıyor.
Ey bu topraklar içintoprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer
“Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultanı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmını adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.”
14 Mart 1329 (1913) da yazdığı Hakkın Sesleri’nde :
“Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır..” Diye haykıran Akif; 30 Teşrinievvel 1335 (1919)’de yazdığı Yeis Yok başlıklı şiirinde de aynı kükreyişi sergilemekte ve ümitsizliğin çarelerini göstermektedir:
“Doğduk “yaşamak yok size!” derlerdi, beşikten;
Dünyâyı mezarlık bilerek indik eşikten!
Telkîn-i hayat etmedi asla bize bir ses:
Yurdun ezelî yasçısı baykuş gibi herkes,
Mâzîdeki hicranları susturmaya başla;
Evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşla!
Allah’a dayan, sa’ ye sarıl, hikmete râm ol;
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!”
Akif’e göre en mühim kurtuluş çaresi iki tanedir; biri, “Mazideki hicranları susturmaya başla”mak; diğeri ise, “Evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşla”maktır.
Elbette ki, Alah’a sığınmak ve çalışmak da bunun esasını teşkil etmektedir.
Sevgili Gençler;
Necip Milletimiz bu güzel coğrafyada yaşayabilmek için bu toprakları Vatan yapabilmek için asırlardır çok bedeller ödedi hala bedeller ödemektedir. Sizler bizim geleceğimizsiniz. Geçmişinizi çok iyi bilerek geçmişten dersler çıkartarak Geleceğimizi hazırlamamız çok önemlidir. Sadece belirli günlerdeki Anma Programlarında değil her daim Bizim Bizden başka Dostumuz olmadığını çok iyi bilmeniz ve özümsemeniz gerekir.Çok çok uzaklara gitmeden bundan yüzyıl ötesine Çanakkale Harbine baktığımızda bile Dostu Düşmanı tanımamız mümkündür.
Müttefikimiz teknoloji olarak bizden çok üstün olarak harbe giren Almanların Çanakkale’de bizim topraklarımızı koruyamadıklarını ;Bizim bağrımızdan yetiştirdiğimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Askeri Dehasıyla ve Çocuk Yaşta okulunu bırakıp cepheye koşanlarla kadınıyla erkeğiyle vatan için ölümü öldürmeye giden ruhla dolu olan Askerimizle Milletimizle Çanakkale’yi Geçilmez yaptığımızı çok iyi bilmemiz ecdadımızın ruhuyla geleceğe bakmamız çok önemlidir.
Çanakkaledeki siz yaşlarınızdaki Gençliği daha iyi anlayabilmeniz için Çanakkale Gazisi Azman Dedenin Bir Anısını Sizlerle Paylaşmak İstiyorum.
Azman Dede Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi İvrindi’nin Mallıca köyünden 104 yaşında Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu ,dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınaca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu .Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı cevapladı. Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı :
-“Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum.Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu .Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söylerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu; “Yavrum siz kimsiniz?” içlerinden biri; “Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!..” diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. “Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!..” diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı “Azman yandık!..” diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı.
Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!. .Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı. Al sancağı teslim etti Allah’a ısmarladı.
Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana. Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha… Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak… Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi. Birden yüzbaşı “Hücum!..”diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makinalı yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!.. “Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi.
Eğildi;”Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı .” Dedi. Kıymetli Hazirun , Çocuk yaşta cepheye giderek vatan için çarpışan canını hiçe sayan Ecdadın torunları olmak o kadar gurur verici ki…
Sevgili gençler; Bu olaylardan günümüze 105 yıl geçti. Düşman Hiç Değişmedi. Düşmanların Emelleri Hiç Değişmedi. Dış sorunlar, bölücü terör, ekonomik, ekolojik, küresel sorunlar varlığını sürdürürken; toprağın vatan olabilmesi için millet, milletin de devamlılığı için devletin olması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Devlet olmanın esası, o devletin mensuplarının kendine has dilinin, dininin gelenek-göreneğinin, bayrağının ve marşının olması ve gençliğinin olması zorunludur.
Bizler şu anı yaşayanlar olarak geçmişin mirasını ve geleceğin emanetini taşıyoruz. Geçmişte yaşayanlar şanlı atalarımız, şehit dedelerimiz bize bu güzel vatanı miras bıraktı. Bizler de gelecek nesillere bu kutsal emaneti en güzel şekilde taşımalıyız. Unutmayınız ki omuzlarınızda Geleceğin sorumluluğu vardır.
Sevgili öğrencilerim, gelecek sizsiniz. çok değil bundan 4 veya 5 yıl sonra bu ülkenin öğretmeni , doktoru , mühendisi , araştırmacısı , askeri , polisi , esnafı, iş adamı , üreticisi sizler olacaksınız. Onun için sizler bizim için ülkemiz için geleceğimiz için vatanımız için çok önemlisiniz. Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, aziz şehitlerimizi ve İstiklal Şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy’u şükran, rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Ruhları şad aziz milletimiz var olsun.” Konuşmanın ardından program Mehmet Akif Ersoy’un hayatı ile ilgili sinevizyon gösterisi ile devam etti. Okullar arasında düzenlenen İstiklal Marşı okuma yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi. İstiklal Marşı okuma yarışmasında ilkokullar kategorisinde 1.Erem Bayraktar (Plevne İlkokulu), 2.Eflin Satılmaz (Mimar Sinan İlkokulu), 3.Öykü Göbel (Gazi Osman Paşa İlkokulu), ortaokullar kategorisinde 1. Duru Lal Saygı (Atatürk Ortaokulu), 2.Ece Arslan (Plevne Ortaokulu), 3.Recep F. Altınsoy (Kuleli Ortaokulu), liseler kategorisinde 1.Barış Alp Aygün (Atatürk Anadolu Lisesi), 2.Deniz Selvişah Ürer (Şehit Ersan Yenici Anadolu Lisesi), 3.Özlem Yaldız (İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi), mansiyon ödülünü Pelin Ulusoy (Mesleki Eğitim Merkezi) kazandılar. Öğrencilere ödülleri protokol üyeleri tarafından verildi.
Program İstiklal Marşı okuma yarışmasında dereceye giren öğrencilerin dinlenmesi ile devam etti ve 12 Mart Oratoryosu ile program sona erdi.
(Uğur HALEP)

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Babaeski Söz Gazetesi bir Zortul Medya Grup A.Ş. kuruluşudur.