Ana Sayfa Gündem 4 Kasım 2016 836 Görüntüleme

BABAESKİ CHP’DE HAFTALIK OLAĞAN TOPLANTILAR YENİDEN BAŞLADI…

Haber: Aydın BİLGİLİ

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) ilçe örgütünce bir süredir yapılamayan olağan ilçe toplantıları bu haftadan itibaren yeniden yapılmaya başlandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Babaeski İlçe Başkanlığınca bir süredir yapılamayan olağan ilçe toplantıları ilçe binasında yeniden yapılmaya başlandı.

Bu hafta İlçe binasında yapılan haftalık olağan toplantıya başta Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli İl Başkanı Ünal Başkur, Babaeski Belediyesi Başkan Vekili ve Cumhuriyet Halk Partisi İl Disiplin Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Ali Eren, Cumhuriyet Halk Partisi Alpullu Belde Başkanı Sevdiye Kapıçal, Cumhuriyet Halk Partisi Babaeski Gençlik Kolları başkanı Aykut Tapar, Babaeski Esnaf ve Sanatkârlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Türkay Topal, Babaeski Ziraat Odası Başkanı Şahin Arslan, Mahalle ve Köy Muhtarları ile parti üyesi vatandaş katıldı.

İlçe binasında yapılan haftalık toplantının açılış konuşmasını ilçe Başkanı Erol Mutlu yaptı. Mutlu yaptığı konuşmada şunlara yer verdi; Sözlerime başlamadan önce Aydın Milletvekilimiz, Genel başkan yardımcımız Sayın Bülent Tezcan’a yapılan hain saldırıyı şiddetle kınıyor kendisine acil şifalar diliyoruz. Bu AKP iktidarında alışmadığımız şeylere daha çok alışmaya başladık. Kimse adını bilmezken Fethullah Gülen tehlikesine dikkat çeken gazetenin adıdır Cumhuriyet.  O araştırmaları yapan hikmet Çetinkaya maalesef FETÖ’ya yarım ve yataklıktan gözaltında. Gazete yönetiminin PKK’lı olması FETÖ’cü olması suçlamaları akla ziyandır. Ama bu suçlamaları yapanların akla ya da mantığa ihtiyacı yok. Hatta delile bile ihtiyaçları yok. Ancak siz suçsuzluğunuzu kanıtlamak zorundasınız. Allah bu arkadaşlarımızın yardımcısı olsun.

Aydınlar ve gazeteciler toplumun aynasıdır. Ben bir yerde okumuştum; Eskiden madenlerde kanarya bulundururlarmış. Bu kanaryaların görevi madendeki işçilerin hayatlarını kurtarmakmış. Nasıl mı? Kanaryanın hassas vücudu madendeki gaz seviyesi yükselince maalesef dayanamıyor ve hayatı sona eriyor. Onun hayatını kaybetmesinin ardından da madenciler orayı terk ediyor. Toplumda da bu görevi aydınlar ve gazeteciler görüyor. Bu iki kesimin sesleri duyulmaz olduğunda felaket geliyor demektir. Aydınlarımıza gazetelerimize ve gazetecilerimize sahip çıkmak hepimizin görevidir.

Daha bir konuşma yapan Belediye Başkan Vekili ve Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli İl Disiplin Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Ali Eren yaptığı konuşmada şunlara yer verdi.

Zor günler geçiyoruz

“Eminim ki bu salonda bulunan herkes, aktif siyasette yer alsın ya da almasın çok daha önceden ya da bugün özgürlüklerin ve sosyal yaşamın ama az ama çok baskı altında olduğunu hissetmiştir. Zor günler geçiriyoruz. Tam bağımsızlıktan, özgürlükten bilhassa da ifade özgürlüğünden, adaletin tam tecellisinden ve özellikle basının tam özgürlüğünden yana olmalıyız. Gençlerin istihdamı konusunda duyarlı olmalıyız. Bugün 3 gencimizden 1’i maalesef işsiz. Somut bir örnek verecek olursak işte CHP Gençlik Kolları Başkanımız 2 gün önce itibariyle artık işsizler ordusuna katılmıştır. Buradan nasıl çıkabileceğimiz konusunda düşünce üretmeye çalıştığımızda sadece şunu görebiliyoruz; çocuklarımıza torunlarımıza nitelikli bir eğitim temin etmekten başka bir seçeneğimiz yok. Yine de bütün olumsuzluklara rağmen ülkemizin zengin coğrafyası, yer altı zenginlikleri ve üzerinde yaşayan insan potansiyeliyle geleceğe umutla bakıyoruz.

41 yıldır okuyucusu olduğum Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili de bir cümle ifade edeceğim; Bu gazetemiz laik Cumhuriyetin çok özel bir simgesiydi. İnşallah bu operasyonun sonu umduğumuz gibi sonuçlanır.

Hasan Ali Eren’in konuşmalarından sonra bir konuşma yapan Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli İl Başkanı Ünal Başkur yaptığı konuşmada

Gücümüz yettiğince direneceğiz.

Türkiye’de gündem her gün değişiyor. Hatta her gün gündemi o kadar farklılaştırıyorlar ki günde birkaç gündem değiştirerek, amaç o boks deyimiyle insanımızı köşeye sıkıştırıp nakavt etmek, düşünemez hale getirmek. Bu da bir propaganda yöntemi. Özellikle de iletişim araçlarını ellerinde bulundurduklarından bu yöntemi çok iyi yaşama geçiriyorlar ve uzantısında da hiç istemesek bile bizleri çileye alıştırmaya çalışıyorlar. Ancak biz CHP’liler olarak, dirençli insanlar olarak gönlü özgürlüklerden paylaşımdan parlamenter demokrasiden gönlü insandan yana olan bireyler ve bu partinin mensupları olarak alışmayacağız arkadaşlar. Sonuna kadar direneceğiz. Gücümüz yettiğince direneceğiz. Beynimiz el verdiğince direneceğiz. Direnmek gibi bir sorumluluğumuz var, bir film vardı “Son Kale” diye. Bu ülkenin de çıkışı ablamın da son kalesi Cumhuriyet halk partisidir. Bu anlamda da bizlere çok büyük sorumluluklar düşüyor. Çünkü bu rejimin kurucusu bizleriz. Sahipleri de bizleri<z savunucusu da bizler olacağız. Umuyoruz bu kritik süreç bu yaşanan aymazlık dönemi kısa sürede atlatılır ve Öncü rolünde kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisinin, Atatürk’ün kimliğiyle kurulmuş olan partimiz ilelebet yaşar diye iyi niyetlerimi sunmak istiyorum.

Atatürk’ün çok önemli bir sözü vardır; Benim iki büyük eserim vardır. Biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün rejimlerinden korkuyorlar. Ve mirasyedi mantığıyla da bütün değerlerini yok etmek çabasındalar. Baktığımızda elimizde ne kadar değerimiz kalmıştır, tartışmakta yarar var.

Şu an yeniden bir 19 Mayıs yaşayabilmiş olsak, kendimizin diyebileceğimiz bir limanımız bile kalmamış durumda. Cumhuriyetin tüm kazanımlarından korkuyorlar arkadaşlar. Ellerindeki yetkiyi kullanarak da olabildiğince iğdiş etmeye çalışıyorlar. Önümüzde ki süreçte de bu konuyla ilgili anayasal düzenlemeleri gündeme getirecekler.

Cumhuriyet Halkın kendi kendini yönetmesi rejimidir

Cumhuriyet halkın kendi kendini yönetmesi rejimi. Bu açıdan halkın kendisini yönetmesi çerçevesinde parlamenter demokrasiyle de denetleyen bir rejim. Günümüzde sistemler denetlenen özelliğiyle yaşarlar ve kendilerini koruyabilirler. Aksi takdirde şu anki dayattıkları başkanlık sistemiyle, belki bu da bir Cumhuriyet’in rejimi gibi algılanabilir, ancak koşulları oluşmamış bizim gibi ülkelerde dikta rejimlerini doğuran bir rejimdir başkanlık sistemleri. Umuyoruz böyle bir süreçte, öyle bir noktaya öyle bir anlayışa varmayacak şekilde bu başkanlık sistemiyle ilgili özlemlerini de yeniden gözden geçirirler. Yıkmak istedikleri Cumhuriyet, yıkmak istedikleri parlamenter demokratik sistem. Çünkü parlamenter demokraside yürütme, yargı, yasama birbirinden farklı kavramlar. Bu anlamda bu kavramları tek potada tek kişiye biriktirmek istiyorlar. Hele ki bizler gibi demokrasi algısı sandık demokrasi üzerinden algılanmış olan ülkelerde, parlamenter demokrasinin devre dışı bırakılmış olması, o bazı yasama yargı yürütmeye ilişkin değerleri de başkanlık sistemi adı altında bulunmalarının önünü açar. Çünkü halkın denetlemesi devre dışı kalır. İki partili rejime gider. Bu olduğu takdirde de her türlü niyetinize göre varabileceği bir liman yaratırsınız. Genelde de bizim gibi rejimlerde tek adam yönetiminin önünü açacak bir anlayıştır. Umuyoruz bunu tekrar gözden geçirirler.

İki büyük eserin ikincisi de Cumhuriyet Halk Partisi. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu bu yapıya ilişkin de o yarattığı söylemler ve yarattığı psikoloji çerçevesinde CHP’nin genel başkanı da dahil olmak üzere, bizim için çok önemli olan bir cenaze töreninde genel başkanımızın önüne kurşun attılar. Ardından Artvin’de genel başkanımıza yapılan saldırıyı yaşadık. Henüz onunla ilgili bir açıklama yapılamadı. Sonra Düzce İl Başkanımıza yapılan saldırı. Osmanlı torunları diye bir anlayışın saldırısı. Ülkücü camiaya mal etmek istemem

Ardından genel başkan yardımcımız Bülent Tezcan’a saldırı. Orada da kendilerini ülkücü diye tabir eden ama bizim için kesinlikle ülkücü camia ile ilintilendirmek istemediğimiz ülkücü kavramının adı altında hiçbir şekilde bağdaştırmak istemediğimiz silahlı bir güruhun parçası genel başkan yardımcımıza saldırdı. Ve bugün Cumhuriyetin kazanımları konulu bir toplantının ardından Erzurum’da İl Başkanlığımıza bir saldırı gerçekleşti. Bunları üst üste koyduğumuzda o iki büyük eserden içinde bulunduğumuz yapıya ilişkin de yapılanlar ortada. Bu anlamda bizlere düşen pay güçlü olabilmek. Sahada bu gücü ortaya koyabilmek. Bunları yapabildiğimiz takdirde birilerine gereken mesaj verilecektir diye düşünüyorum.

Mustafa Kemal Atatürk’ün adını koymuşluğu itibariyle, Cumhuriyetle yaşıt Cumhuriyet Gazetesi. Bununla da ilgili bir saldırı yaşadık. Gazetecilik; onurlu bir meslek. Halkı bilgilendiriyor. O gün Cumhuriyet Gazetesinin Yunus Nadi’ler tarafından kurulmasının temelinde o Cumhuriyetin en temel değerlerini en temel ilkelerini halka anlatmak gibi bir misyon ile Cumhuriyet Gazetesi hayata geçer. Ve geldiği noktada onlarca yıldır PKK terörüne karşın duruşu ortada olmasına karşılık, onlarca yıldır FETÖ’yle ilgili tavrı ortada olmasın karşılık, o 40 yıllık gazeteciler gözaltına alındılar. Her ne kadar FETÖ ve PKK üyeleri olmasalar bile onlara yataklık yapmakla suçlandılar. Bir yanda biz onlara ne istediler de vermedik ki gibi bir söylem de bulunanlar, yani iktidarda ki zihniyet. Bir yanda da yıllardan beridir vermiş oldukları FETÖ ve PKK ile ilgili mücadele ile onurlu gazeteciler. Bu anlamda da iktidar ve ondan pay çıkartanların zihniyetini görüyoruz arkadaşlar.

Korkuyorlar

Dedik ya Cumhuriyetin tüm değerlerinden, halktan korkuyorlar. Halkın yargısında, denetiminden  korkuyorlar.  Bizlere düşen onurlu bir şekilde cumhuriyetin bütün değerlerini bütün kurumlarını sahiplenmek ve yaşama geçirmektir.

Bunların en yetkin kimlikleri ne dediler 15 Temmuz’dan sonra; halka silahlanın dediler. Tüm halkımız silahlandığı takdirde her tarafta kurşunlar uçmaya başlar. Burası ne bir zamanların Teksas, ne de Kızılderililerin yaşamış olduğu vahşi yerler. Ama siz derseniz ki silahlanın, işte her yerde karşınıza kurşunlar çıkabilir. Tabii ki silahlanmaya karşıyız. Çünkü biz insanın yanındayız.

İşsizlik aldı başını gidiyor

Arkadaşlar işsizlik had safhada, oranlar korkutucu düzeyde. Bu da ekonominin ne kadar daraldığının da göstergesi. Bizim Yedi emin garajları var ya, Kırklareli’nde 4 tane var. Bu ekonominin göstergesi. Ama nedense bizim insanımız oraları görmüyor. Fotoğraf orda, Aslında hiç konuşmamıza gerek yok.

Biz dün OSB’nde yaklaşık 300 işçinin mağdur olduğu bir kitleyle karşı karşıyaydık. Öğlen geldiler, akşam bir planlama yaptık. Partimizde 5 tane avukat, 3 tane sendikacı arkadaşımızın bulunduğu ve vekilimizin de bulunduğu bir sunum gerçekleştirdik. İnsanlar çaresiz. 3-4 aydır maaşlarını alamamışlar. İş hukukunun 25. Maddesi gereğince kapının önüne konmuşlar. Vahşi bir şekilde. O maddelerde ne yazıyor biliyor musunuz? Uyuşturucu kullanarak işe gelmek. Onları tek taraflı işten atmak adına ahlaksızca bir suçlamayla da karşı karşıya bırakaraktan işten atılıyorlar. O insanların onurlarını yok ederek. Sarhoş geldin diyerek. Paraları olmadığı için bu davayı çevirecek güçleri olmadığından, kendilerini aydınlatmaya çalıştık.

Her şeye rağmen direneceğiz, yılmayacağız ve alışmayacağız. Solun öncü, devrimci liderlerinden Nasuh Mi tap. Çok güzel bir sözü var; “Devrimcilik insanın insana sahip çıkmasıdır.” O devrimcilik adına ektiği tohumların, bıraktığı güzel sözlerin ve değerlerin adına kendisini anmak üzere Kırklareli Paşa Kafe’de bir araya geleceğiz. Babaeski’den de dostlarımızı orada görmek isteriz.

İl Başkanı Ünal Başkur’un konuşmalarının ardından toplantıda bir açıklama yapan Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu yaptığı açıklamada şunlara yer verdi;

15 Temmuz Darbe Girişimi ve FETÖ Soruşturmaları

Fetö soruşturmalarını yakından takip ediyoruz, genel merkezimizde bu konuda özel çalışma birimi oluşturduk, milletvekillerimiz ile birlikte hukukça arkadaşlarımız soruşturmaları, görevden almaları, ihraçları yakından takip ediyorlar.

Anlayışımız ve gereği insan hak ve hürriyetleri kapsamında suçluların adil yargılanma ilkesinden faydalanması ve mağdurların oluşmaması, haksız yere tutuklamalar, işten çıkarılmalar ve görevden almalar yaşanması için yoğun bir şekilde mücadele ediyoruz.

Mağdurların sayısı her geçen gün artıyor ve inanılmaz dramlar yaşanmaya başladı. Suçun şahsiliğinden uzaklaşılarak aile boyu cezalandırmalar, seyahat kısıtlamaları maaş kesintileri, görevden men edilerek ömür boyu mesleğini yapamama durumunda kalmış binlerce kişiyle karşı karşıyayız.

İnsanları ömür boyu mesleğinden men etmek aile boyu açlığa mahkûm etmek vicdana sığmayan davranışlardır.

Bizler hükümete ve bu soruşturmayı yürüten yargı mensuplarına şunu söylüyoruz, öğrencileri, öğretmenleri, bankadan havale yapanları, çocuğunu dershaneye, okullara gönderenleri, garibanlara eziyet etmeyin, onları mağdur etmeyin diyoruz.

Öncelikle sorgulanması ve yargılanması gerekenler kimler onları tespit edin.

Kim onlar; Türkiye’yi adım adım darbeye taşıyanlar, darbe ortamını hazırlayanlar, darbe planlarını yapanlar, darbenin bir şekilde içinde olanlar, darbeye katılarak eline devletin silahını alanlar, o silahları millete çeviren hainleri, alçaklardır.

Öncelikle sorgulanması ve en kısa sürede en ağır şekilde cezalandırılması gerekenler onlardır.

Ekonomi

Ekonomi iyi gitmiyor çünkü devleti kimin yönettiği belli değil. 34 vilayette 158 iş dünyasının önemli insanlarına soru soruyorlar. Soru şu: “Size göre orta ve uzun vadede yapılması gereken yapısal reformlar nelerdir?” Yüzde 75,3’i adaletin kalitesinin artırılması ve hızlandırılmasını istiyor yani yüzde 75’i diyor ki bu memlekette adalet yok, önce adaleti tesis edin.

Yani iş dünyası, ülkede ekonomik istikrar ve büyüme için önceliğin adaletin tesis edilmesidir diye haykırıyor.

Birinci altı aydaki büyüme hızı da 4’ün altına inmiş, 3,9 olmuş; ekonomide sorun yok diyorlar ama ne yazık ki ürkütücü tablo karşımızda duruyor.

İşsiz sayısı rekor düzeyde 354 bin kişi artmış. Normal hesaplara göre 3 milyon 324 bin işsizimiz var, fakat, İş bulamadığı için iş gücü piyasasından çekilmiş yani umudunu yitirmiş ve iş verirseniz ben çalışırım diyenleri bu rakamlara dahil edersek toplam işsiz sayısı 5 milyon 874 bin sayılarına ulaşmaktadır.

Genç işsizlerimizin sayısı yüzde 19,8 olmuş. Yani, iş arayan her 5 gencimizden 1’ine iş veremiyoruz.

Avrupa Birliği standartlarına göre Türkiye’deki yoksul sayısı 16,7 milyon kişi, yani 17 milyon kişi yoksul.

AKP Hükümetleri 14 yılda ülkeyi ekonomik çıkmaza sürüklemiştir.

Ekonomide sorun yok diyenlere sormak gerek, her 5 kişiden 1’inin yoksul olduğu, iş arayan gençlerimizden yüzde 20 sine iş veremediğimiz bir düzende mi sorun yok diye…?

Yoksulluk ve işsizlik tırmanıyor, adalet ve hukuktan hızla uzaklaşıyoruz.

Hükümetin ve yönetimin temel görevi; halkı mutlu etmektir, memlekete huzuru getirmektir, dertlere derman olmak, adaleti ve hukuk sistemini hakim kılmak, herkese iş vermek, can güvenliğini sağlamak terörü en alt düzeye indirmektir.

Amaç huzurlu bir Türkiye olsun, anneler gülsünler, çocukları iş gücü sahibi olsun, çiftçi, esnaf memnun olsun hayatından, ürettiği ürünün karşılığını alsın, yaşadığı yerde adaletin varlığına inansın…

Başkanlık

15 Temmuz gecesi darbeye parlamentoda hep beraber karşı çıktık. Parlamento yani bu Meclis kendi tarihinde çok önemli bir gelişmeye imza attı.

Grubu olan dört siyasi parti oturduk bir bildiri hazırladık. Dört siyasi partinin genel başkanları bu bildiriye imza attılar, yetmedi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı da imzaladı.

Bildirinin bir bölümünde hep birlikte parlamenter sistemi yücelttik kazanımlarını sıraladık, gurur duyduk, onur duyduk.

Meclisimiz tek yürek, tek vücut olarak büyük bir cesaretle darbeye karşı haysiyetli bir duruş sergilemiştir. Darbecilere gereken cevabı, dünyaya da gereken mesajı vermiştir.

Yani demokratik parlamenter sisteme sahip çıkan bir Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu tüm dünyaya ilan ettik.

Böyle bir süreçten sonra Yenikapı Ruhu başlatılmış ve iç barışa zarar verecek unsurlar ortadan kaldırılmış ve özlem duyulan toplumsal dayanışma sergilenmiştir.

Sınırlarımızda yaşanan olağanüstü haraketlilik, Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler, şehirlerimizde süre gelen terör olayları, başta FETÖ olmak üzere bir den fazla içte ve dışta terör örgütleri ile mücadele ederken MHP ve Hükümet yetkilileri başkanlık sistemini öncelik olarak belirlemiştir.

Bugün dünyada ekonomisi gelişmiş 20 ülkeye baktığımız zaman bunun 17’sinde parlamenter sistem var, birinde doğrudan demokrasi var, 2’sinde de başkanlık sistemi vardır.

 

Ekonomisi en kötü durumdaki 20 ülkeye baktığımız zaman, 14 tanesinde başkanlık sistemi var, 5 tanesinde yarı başkanlık sistemi var, 1 tanesinde de parlamenter demokrasi var.

Şimdi, yıllardır parlamenter sistemi güçlendirmek ve geliştirmek bir yana, parlamenter sistemi paramparça etmek için her türlü yasal ve anayasal ihlalleri yapan Cumhurbaşkanı 14 yıldır yaşanan tüm sıkıntıların sorumlusunu sisteme çıkararak başkanlık sistemini bir kurtuluş, refah, zenginlik olarak sunmaktadır.

Sanki Başkanlık sistemi gelecek, bir daha darbe girişimi yaşanmayacak, ekonomik sorunlar çözülecek, adalet ve hukuk egemen kılınacak, terör bitirilecek, barış ve kardeşlik mutluluk gelecek…

14 yıllık başarısızlıklarının sorumlusu parlamenter sistemmiş gibi algı yaratmaktadırlar. Bu algıya teslim olmadan cumhuriyetin temel değerleri üzerinde yeşeren ve gelişen parlamenter sistemi koruyup geliştirmek ve güçlendirmek için mücadelemiz devam edecektir.

Dış politika

Dış politika milli olmak zorundadır. Dış politikayı kapalı kapılar ardında oluşturulmasına izin veremeyiz. İktidarıyla muhalefetiyle birlikte hareket etmek zorundadır.

Türkiye’nin ortak ses çıkarması gerekir dış politika konusunda. Orta Doğu’daki gelişmeler konusunda bugüne kadar hükümet yetkilileri Türkiye Büyük Millet Meclisini sağlıklı bilgilendirmemişlerdir, en büyük hatalardan birisi odur.

Dış politikada konuşacaksa Başbakanın konuşması lazım, Dışişleri Bakanının konuşması lazım, Cumhurbaşkanı en son konuşacak kişi olmalıdır. Ama önce Cumhurbaşkanı konuşuyor. Başbakan konuşmuyor, Dışişleri Bakanı konuşmuyor.

Bugün dış politikanın en sıcak günlerinden geçerken nedense biz dışişleri bakanının hiç sesini duyamıyoruz. Adeta en etkin olması gereken bakanın sesi çıkmıyor, oda bizim gibi Cumhurbaşkanını dinlemekten başka bir şey yapmıyor.

Dış politikayla ilgili hedefleri kim belirliyor? Sayın Cumhurbaşkanı Sayın Cumhurbaşkanının sorumluluğu var mı? Anayasa’ya göre yok. Sorumluluğu olmayan birisi sorumluluk üstlenilmesi gereken bir konuda konuşabilir mi?

Demokrasilerde konuşamaz.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Babaeski Söz Gazetesi bir Zortul Medya Grup A.Ş. kuruluşudur.