Ana Sayfa Gündem 30 Kasım 2016 917 Görüntüleme

1 ARALIK DÜNYA AİDS GÜNÜ

dsc_0002Haber: Aydın BİLGİLİ

1Aralık Dünya AİDS günü olarak Kabul edildi. Dünya AİDS günü dolaysı ile görüştüğümüz Babaeski 2 Nolu Sağlık Ocağı Sorumlu Hekimi Doktor Onur Eriten gazetemize bir dizi açıklamalarda bulundu.

Doktor Eriten gazetemize yaptığı açıklamalarda şunlara yer verdi;

Öncelikle böyle önemli bir konuyu gündeme taşıdığınız sizlere çok teşekkür ediyorum. Bildiğiniz gibi Dünya Sağlık Örgütü 1 Aralık tarihini Dünya AİDS günü olarak kabul etti. Şimdi ilk olarak AİDS tanımını açılımını ve tedavi yollarından kısa bahsedecek olursak…

 AİDS’İN TANIMI, ANLAMI, AÇIKLAMASI, TEDAVİSİ, NEDİR

AİDS (açılımı) Acquired Immuno Deficiency Syndrome kelimelerinin kısaltması olarak ortaya çıkmış ve Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık Sistemi Sendromu olarak Türkçe ‘ye çevrilmiştir.

AİDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde keşfedilmiştir. Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak; erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden bir çok insanın ölümüne neden olmuştur. Günümüze kadar AİDS’ten 225.000 kişinin öldüğü kaydedilmiştir. Bu sayı her 13 ila 15 ayda ikiye katlanmaktadır.

AİDS için halen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. AİDS’ten korunmak bu tehlikeli ve ölümcül virüsün yayılmasın, önlemek için uygulanabilecek tek yoldur. HIV, Human immune Deficiency Virüs, vücut bağışıklık sistemi virüsü, AİDS tamamen vücut bağışıklık sistem, ile ilgili olduğundan, hastalığa sebep olan virüse bu isim verilmiştir. Virüs, insan vücudunun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini etkisiz hale getirmektedir. Vücut bağışıklık sisteminin etkisiz hale gelmesi, virüsten etkilenmeden önce kolayca baş edebildiği diğer hastalık mikroplarıyla artık çarpışamayacak duruma gelmesi demektir. Bu da basit bir enfeksiyonun bile ölümcül hale gelmesine sebep olabilir. AİDS hastalarının yarısından çoğu bağışıklık sistemlerinin etkisiz hale gelmesi yüzünden basit enfeksiyonlara yenilerek hayata veda etmişlerdir.

insan vücudu bir defa HİV virüsü ile enfekte olmuşsa artık bu virüsün hiçbir şekilde yok edilmesi yada vücuttan atılması mümkün değildir. Fakat, virüsün etkilerine engel olmak için bir takım ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlardan ilki ve en çok bilineni AZT (Zidovudine) ad. verilen ilaçtır. Bu ilaç virüsün çoğalmasın, engellemektedir. AZT AİDS virüsünün meydana getirdiği belirtilerin görünmesini engellemekte ve AİDS’li hastanın yaşamının kısmen de olsa uzamasını sağlamaktadır.

Bilim adamları AİDS’le savaşabilmenin diğer yolların, aramaya devam etmektedirler. Son yıllarda bu konuda büyük gelişme kaydedilmiştir. AİDS’e karşı korunmak için aşıların testleri halen deneysel aşamadadır. 1990 yılının başlarından itibaren bu konuda başarılı sonuçlar kaydedilmektedir.

AİDS dokunma, öpüşme, solunum gibi dış kontaklarla bulaşan bir hastalık değildir. Bu nedenle insanların AİDS’li hastalara yaklaşmaması ya da onlar, toplumdan dışlaması hem gereksiz hem de yanlış bir tutumdur. Çünkü AİDS’li bir hastaya dokunarak veya yanında bulunarak AİDS’e yakalanmanın mümkün değildir. Ayrıca AİDS evcil hayvanlardan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından, tabak ya da bardaklardan bulaşıcı özellik göstermez. Bu nedenle insanların bu konularda korkutulması ya da yersiz bir kaygıya neden olunması çok yanlıştır. AİDS’in ana bulaşma yolu seksüel birleşme, uyuşturucu kullanıcılarının enjektörlerini paylaşması ve çok da az olsa kan transferidir. Ne yazık ki, AİDS hastalığına yakalanmış hamile bir kadının daha doğmamış bebeği de bu hastalığa yakalanmış demektir.

Neden AİDS’İ daha önce duymamıştık? AİDS 1981 yılma kadar tanımlanmış bir hastalık değildi. AİDS’in izinin sürülmesi doktorların bu bilinmeyen hastalığı yeterli derecede tanımasıyla başladı. AİDS’in ilk rastlandığı 1981 yılında ABD’de 316 kişinin AİDS hastalığına yakalandığı tespit edilmiştir. Beş yıl sonra 1986 Ağustos’unda 23.000 vaka rapor edilmiştir. Hastalığın artış, büyük bir hızla devam etmiş ve 1990’larda sadece ABD’de 60.000 nin üstünde AİDS (bilgi yelpazesi.net) hastası tespit edilmiştir. Bu hızlı artış, bilim adamları, doktorlar ve hükümetler için bir alarm sinyali olmuş ve onları konuyla ciddi biçimde ilgilenmeye itmiştir.

AİDS’in gerçek kökeni bilinmemektedir. Çünkü AİDS yeni gelişmiş bir hastalıktır. AİDS’in kökeni hakkındaki en geçerli görüş hastalığın Afrika kökenli olduğudur. Afrika’da ki yeşil maymunların taşıdığı bir virüs insanlarda rastlanan AİDS virüsüne çok benzemektedir. Bilimsel tahminler maymunlarda rastlanan virüsün doğal ortamda organizmalar içinde yaşamını sürdürerek, mutasyon geçirdiği ve buradan da insanlara geçtiği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Görülen mutasyonun çok nadir olduğu da görüşler arasında yer almaktadır.

Bir başka görüş ise virüsün biyolojik silah olarak üretilmek istendiği fakat sonucun etkisi uzun sürede görüldüğü için araştırmalara devam edilmediği ve bir ara nasıl olduysa laboratuvar dışına çıkarılarak insanlara bulaştırıldığı üzerinedir. Yeşil maymunlar Afrika’nın çoğu bölgesinde lezzetli bir yemek olarak görülmektedir. Virüsün maymunlardan insana iyi pişmemiş organlardan ya da etlerin pişirilmeye hazırlanırken meydana gelebilecek kesik vb. gibi yaralardan bulaşmış olabileceği de düşünülmektedir. Çünkü bilindiği gibi virüsün bulaşma yollarının en önemlilerinden biri kandır. Hastalığın ilk insana bulaşması böyle olmuştur. Bundan sonra hastalık diğer insanlara seksüel birleşme ve uyuşturucu kullanımı ve kan transferleri sırasında yayılmıştır. Afrika devletlerinin birçoğu bu görüşün mantıklı olduğunu savunmaktadır. Bu olayların hiçbiri ırkla ilgili değildir. Şunu unutmamak gerekir ki tek bir kişi değil tüm insanlık AİDS’in gelişmesinden sorumludur ve bizde bu sorumluluğu paylaşmaktan ve bu öldürücü virüsün yayılmasını engellemekten sorumlu sayılırız.

H1V, dünyada resmi olarak ilk kez 1 Aralık 1981 yılında tanımlandı. 7 yıl sonra yapılan uluslararası bir konferansta ilk teşhis günü olan 1 Aralık, korunmayı ve farkındalığı arttırmak amacıyla “Dünya AİDS Günü” ilan edildi. “Kırmızı kurdele”, “AİDS’i biliyorum, AİDS’e karşı korunuyorum ve AİDS’ten ölenlere saygı duyuyorum” anlamı ile HIV/AlDS’in simgesi oldu.

Türkiye’de ise 1985 yılında ilk HIV vakası açıklandı. Ne yazık ki o dönemde HIV’i baskılayan tedavilerin olmaması, bilgisizlik, ön yargılar, ihlaller, tecrit ve yalnızlık, bu ilk tanının yaşamını son derece olumsuz etkiledi.

Aradan yıllar geçti ve HIV/AIDS Dünya Sağlık Örgütü tarafından ölümcül hastalıklar listesinden çıkartılarak kronik hastalıklar listesine alındı. 1996’dan bu yana mevcut gelişmiş ilaç seçenekleriyle kontrol altında tutulabilir hale geldi. Bilim çevreleri, HIV pozitiflerin tedavilerine erişebildikleri ve devam ettikleri sürece işlerine, okullarına, yaşamlarına devam edebileceğini, gerekli önlemlerle bebek sahibi olabileceklerini kanıtladı.

Günümüzde doğru zamanda ilaç tedavisine başlayan HIV pozitifler kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. Geç HIV tanısı alan ve AİDS evresinde olan kişiler dahi ilaç tedavisiyle sağlıklarına geri kavuşabilirler.

Dünyada ve Türkiye’de HIV/AIDS

Haziran 2010’da Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) Küresel AİDS raporuna göre; 2009 yılında tüm dünyada, yeni enfekte kişi sayısı yüzde 19’a düşmüştür. 30 yıldır tüm dünyaya yayılım gösteren ve 34 milyon kişinin HIV ile yaşamasına neden olan enfeksiyonda süreç içinde kazanımlar da olmuştur. Ancak hâlâ tam olarak kontrol altına alınabilmiş değildir ve HIV ile yaşayanların hakları bağlamında ciddi sorunlar yaşanmaya devam etmektedir.

Küresel AİDS 2011 raporuna göre; dünyadaki tahmini 34 milyon HIV ile enfekte kişinin yüzde 48 kadarını kadınlar ve yüzde 7,5 kadarını ise çocuklar oluşturmaktadır. Umut verici gelişmelerin yanı sıra hâlâ Doğu Avrupa ve Orta Asya’da yeni vaka sayısında ciddi oranda artış olan ülkeler var ve bu ülkemize de yansımaktadır. Ve en önemlisi HIV ve AİDS konusunda bilgisizlik, ayrımcılık ve damgalama, hâlâ en önemli olumsuzluk olarak varlığını korumaktadır. Ve ne yazık ki, enfeksiyon bu olumsuz tutum içinde olan ülkelerde hızlıca yayılmaya devam etmektedir.

T.C Sağlık Bakanlığı Haziran 2011 tarihindeki verilere göre Türkiye’de kayıtlı HIV/AIDS vakası 4 bin 826 kişidir. HIV ile enfekte kişiler arasında enfeksiyonu almış toplumun her kesiminden insanlar vardır.

Aralık 2010 tarihindeki verilere göre 2000 yılında Türkiye’de yeni vaka sayısı 158 iken, 2004’te 210, 2007’de 376, 2010 yılında ise yeni tanı sayısı 627 olmuştur!

Dünya AİDS Günü Etkinlikleri

Tüm dünyada 1988 yılından bu yana HlV’in yayılımını ve HIV ile yaşayanlara yönelik ayrımcılıkları engellemek amacıyla 1 Aralık Dünya AİDS gününde birçok kampanyalar, etkinlikler ve çalışmalar yürütülmekte.

Pozitif Yaşam Derneği olarak, 2008’den bu yana “1 Aralık Dünya AİDS Günü’nde onlarca kurum -kuruluş, HIV pozitif kişiler ve yakınları, gönüllüler, aktivistler, kadın örgütleri, gençlik örgütleri, doktorlar, sanatçılar ve özel sektör temsilcileri ile hep birlikte Türkiye genelinde etkinlikler düzenlemekteyiz.

Bu etkinlikler ile; Toplum genelinin HIV/AIDS konusunda doğru bilgilenmesini sağlamak,

Farkındalıklarını artırmak, Durumlarını bilmeyen HIV pozitifleri erken tedaviye yönlendirmek,

Toplumun her kesimi ve medyanın bilinçlenmesini sağlamak HIV/AIDS ile yaşayanlara yönelik ayrımcılık ve ön yargıların ortadan kalkması için savunuculuk çalışmalarına temel oluşturmak amaçlanmaktadır..

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Babaeski Söz Gazetesi bir Zortul Medya Grup A.Ş. kuruluşudur.